Sınıf Yönetimi

Sınıf Yönetimi

                                                                                               HALİL ARIK
                                                                                          MEB BAŞMÜFETTİŞİ
Millî Eğitim Temel Kanunu öğretmenliğin, eğitim-öğretim ve buna dayalı yönetim işlerini yürüten bir ihtisas mesleği olduğunu hüküm altına almıştır. Şüphesiz ki bu uzmanlığın en önemli vasıflarının, öğretmenin alanına donanımlı ve mesleki formasyona sahip olması yanında, yeterli bir genel kültür bilisinin bulunması şeklinde belirtilmesi kabul görmüş kuraldır.

Bu temel vasıflara sahip bir öğretmenin sınıftaki 40-45 dakikalık ders saatini en verimli ve etkili şekilde kullanması, sınıftaki yönetiminin, bütün öğrencileri etkileyici ve isteklendirici olması ile sağlanabilecektir. Bunun sağlanabilmesi için, olumlu bir sınıf ortamının oluşturulması gereklidir. Olumlu bir öğrenme ortamının yaratılmasında, öğretmen ve öğrencilerin birlikte sınıf kurallarını belirlemesi de önem kazanmaktadır. Öğrenciler kendi koydukları kuralları daha çabuk benimseyeceklerdir. Bu kuralların da yazılı olarak belirlenmesinde yarar vardır.

Öğretmenin derse girmesinden bitimine kadar geçen zamanı nasıl kullanacağı önemlidir. Özellikle öğrencilerin beklentilerine cevap verecek bir yönetim ve sunuda bulunması kaçınılmazdır. Öğretmenin değişik kaynaklardan hazırlanarak derse hazırlıklı gelmesi ilk koşuldur. Aynı doğrultuda öğrencinin de derse hazırlıklı gelmesi için, önceden kısa da olsa bir araştırma veya inceleme görevi verilmesi yerinde olacaktır.

Derse iyi bir başlangıç nasıl olmalıdır? Elbette derse başlama biçimi çok önemlidir. Öğrencilerin dersi istekli ve arzulu dinlemelerini sağlamak düşüncesiyle, konu içinde yer alan bilgilerin, kazanılacak davranış ve becerilerin niçin gerekli olduğu ve hayatın hangi aşamasında kullanabilecekleri açıklanarak derse başlanması ön kuraldır. Öğrenci kendisi için gerekli bilgi verileceği beklentisinde olduğu takdirde öğretmenini izleme ve dinleme isteğini ortaya koyacaktır. Sizi dinleyecek öğrencilerinize bilgi aktarmanın yolu onlarla sağlıklı bir iletişim ve ilişki kurmaktan geçer. Derse hemen başlama yerine ilgi çekecek bir giriş yapmak, soru sormak, gündemdeki bir olaydan kısaca bahsetmek bir yöntem olarak kullanılabilmelidir. Ders kitabını elimize alarak, "nerede kalmıştık çocuklar?" diye söze başlamak oldukça kötü bir başlangıçtır. Elbette öğretmen diğer kaynakların yanında ders kitabından da hazırlanarak gelebilir, ancak sadece ders kitabından dersi işlemeye çalışması asla doğru bir yöntem değildir. Bakanlığımızca düzenlenen öğretim (müfredat) programla­rında sadece ünite-konu başlıkları verilmiştir. Konuların içeriği genellikle öğretmenler tarafından şekillendirilmektedir. Ders kitapları da bu doğrultuda, öğretmene yardımcı olarak hazırlanmıştır. Bilgi yeterliliği öğretmenin sınıf içindeki hâkimiyetini doğal olarak kolaylaştıracaktır.

 

Dersin başlarındaki söylenecek ilk sözler mutlaka iyi seçilmelidir. Öğrencilerin dinleme isteklerinin en canlı olduğu zaman dilimindeki bu sözler, anlatılan konunun amacını, öğrencilere kazandırılacak davranışları kapsayacak özellikte ve nitelikte olmalıdır. İlerleyen dakikalar, öğrencilerin dersi izlemelerinde güçlükleri beraberinde getirmektedir. Bir ders saatinin tamamını aynı verimlilikte ve etkide kullanmak hiçbir öğretmen ve öğrenci için kolay değildir. Bu yüzden konu hakkında bildiklerimizi rafine ederek, süzerek sunmak en iyi ders işleme yöntemi olarak kabul görmüştür. Ünlü Türk düşünürü ve bilgesi Mevlâna'nın söylediği; "Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşıdakinin anlayabildiği kadardır." Sözü sanki öğretmenler için söylenmiştir. Verilecek bilgilerin, kullanılabilir, bu günün olaylarını açıklamaya ve yorumlamaya yarar nitelikte olması gerekir. Ayrıca, şu hususu da asla göz ardı etmemek gerekir: Sonucu itibariyle toplumu etkileyen, bu güne yansıması olan, hatta ülke ve dünya gündemiyle ilgi kurulabilecek konular üzerinde önemle durulmalı, öğrencilerin bu hususlara dikkatleri çekilmelidir. Dersin akışı içerisinde öğrencilerin dikkat durumları sürekli gözlenmeli, ilgisizlik, kayıtsızlık, birbirleriyle konuşmaları, pencereye bakmaları gibi tavırları görüldüğünde ders anlatımına ara verilmeli, gerekirse dersle bağlantılı olarak bir olay, hikâyecik veya bir anı anlatılmak suretiyle öğrencilerin yeniden motive olmaları (isteklendirilmesi) sağlanmalıdır. Öğrencilerin dersi dikkatle dinleme sürelerinin ilköğretimde 15-17, ortaöğretimde ise 25-27 dakikayı geçmediği eğitim uzmanlarının ortak görüşleridir. Bu yüzden öğretmenlerin çok şeyi öğretme çabası yerine gerekli ve kullanılabilir bilgiyi öğretmeleri uygun olacaktır. Bebeklere renkli ve şekerli şurup verilmesi gibi, öğ­rencilere de bilginin albenili sunulması önemlidir.

Öğrencilerin derse katılımlarının sağlanması da önemlidir. Genellikle düz anlatım hâlâ en geçerli yöntem olarak kullanılmaya devam etmektedir. Bu yöntemi etkili kullanma becerisi gösteren öğretmen, bilgileri sistemli şekilde iletmek suretiyle, öğrencide istek, heves ve heyecan yaratabilmektedir. Şüphesiz ki bu yöntemin verimli olduğu dersler daha çok anlatıma dayalı olanlardır. Ancak bu yöntemin öğrenciler üzerinde olumsuz etkiler yarattığı ve onları pasifize ettiği de unutulmamalıdır. Bu nedenle, sınıfta, görsel işitsel ders araç-gereci kullanılmalı, öğrencilere soru sorulmalı, yol açılmalı ve cesaret verilmeli, tartışma ortamı yaratılmalıdır.

 

Ders saatinde konunun akışına bağlı olarak öğrencilere, düşünme, analiz etme ve yorum yapma gücünü artıracak nitelikte sorular sorulmalı, verilen cevaplar yanlış ve eksik ise mutlaka düzeltilmelidir. Aynı şekilde öğrencilerin soru sormasına yönelik fırsat ve ortam hazırlanmalı, sorulara etkili ve doğru cevaplar verilmelidir. Hemen cevap verilemeyecek durumdaki sorular olduğu takdirde, üstünkörü veya eksik cevap yerine daha sonra cevap verilmesi yolu izlenmelidir. Diğer taraftan derslerde öğrencilerin kasıtlı veya öğretmeni zor durumda bırakacak bazı siyasi içerikli sorular yöneltmesi durumunda, öğretmen kendi yorumlarından ziyade, devletimizin bu konularda oluşturduğu yasal düzenlemelere, politikalara ve kamuoyunun tavır ve beklentilerine uygun cevap vermelidir.

Öğretmenin, sınıftaki söyleyeceği son sözler de önemlidir". Bu sözler genel olarak konunun ana hatlarını, gerekli bilgileri açık ve net olarak kapsamalı, gerekirse birkaç kez tekrar edilerek zihinlere yerleştirilmelidir. Ders saati sonunda öğrencilere yöneltilecek sorular, konunun hedef ve davranışlarını ölçücü nitelikte, günlük ders planında önceden belirlenmeli ve öğrencilere yöneltilmelidir. Hemen sonrasında ise bir değerlendirme yapılarak öğrencinin anlatılan konuyu kavrayıp kavramadıkları, daha doğrusu belirlenen hedeflere-amaca ulaşıp ulaşmadıkları yönünde bil kanaate varılmalıdır. Şüphesiz ki yeterince anlaşılmayan veya eksik kalan bölümler olduğu takdirde, zaman kalırsa aynı ders saati içerisinde, zaman yetmiyorsa gelecek derste yeniden bu hususlara değinilmelidir. Gelecek derste işlenecek konuyla ilgili öğrencilere küçük çapta araştırma ödevleri verilmeli, ayrıca en iyi öğrenmenin tekrar olduğundan hareketle, anlatılanların, öğrenilenlerin evde veya etütlerde tekrar edilmesi sıkıca tembih edilmelidir. Ders zili çaldıktan sonra söylenen sözlerin hiçbir öğrenme değeri olmayacağı düşünülerek sözler tamamlanmalıdır.

 

Başarılı bir öğretmen sınıfta tiyatro sanatçısı gibi davranmalıdır. Ses tonunu iyi ayarlamalı, hep aynı tonda konuşmamalıdır. Hareket ve mimikleriyle öğrencileri etkilemeli, Türkçeyi düzgün, doğru ve etkili kullanmalı, ders saati boyunca öğrencilerin isteklerini artırıcı yol ve yöntemler ge­iştirmelidir. Öte yandan konuya göre önceden belirlediği ders araç-gerecini kullanmada süreklilik göstermelidir. Konunun ana ve alt başlıkları derse başlamadan önce görevlendirilen bir öğrenci tarafından tahtaya mutlaka yazılmalıdır. Zira bu uygulamanın, kısa da olsa ön öğrenmeyi sağladığı kabul edilmektedir. Tahtanın kullanılma zamanı ve süresi iyi seçilmelidir. Önemli görülen kelime, deyim, söz ve tarihlerin vb. yazılması ön plana çıkarılmalı, zamanın büyük çoğunluğu tahtaya yazı yazmak için kullanılmamalıdır. Öğretmenin, tahtaya abanarak, arkasını öğrencilere dönerek yazı yazması veya yazı yazarken öğrencilere yüzünü dönmeden konuşması sözün yazı tahtasına söylenmesinden ibaret kalacağı unutulmamalıdır.

Sınıf yöneticisi olarak öğretmen, öğrencilerine, hem kendi gelecekleri hem de ülke geleceğine yönelik hedefleri gösterme görevini de üstlenmelidir. Hedefi ve geleceğe ait sağlıklı bir planı olmayan öğrencilerin, derslerdeki başarısı ne kadar iyi olursa olsun iş hayatında pek de başarılı olmadıkları örneklerle görülmüştür. Ancak belirlenecek hedefler kesinlikle tatmin edici, mantıklı ve ulaşılabilir olmalıdır. Öğrencilere pek yakın gelecekte Türkiye'nin yönetiminde ve kaderinde söz sahibi olmaları iddiası ile bu sıralarda oturduklarını, anne-babalarının kendilerini okula bunun için gönderdiklerini, okulun bu amaçla açıldığını söylemek ve benimsetmek suretiyle vizyon (büyük hedef) oluşturmalarına katkıda bulunmalıdır. Unutulmamalıdır ki, büyük hedeflere yönelenler ara hedeflere kolaylıkla ulaşabileceklerdir. Kendine hedef belirlemeyenlerin, genellikle kayıtsız, kaygısız ve sorumsuzca bir öğrenim hayatı geçirdikleri belirlenmiştir. Oysaki Dünyanın en kritik coğrafyasında bulunan ülkemizin geleceğinde söz sahibi olacakların her yönüyle donanımlı, kültürlü ve ahlâklı olması kaçınılmaz bir zorunluluktur. İşte bu anlayış içerisinde öğretmenin sınıftaki rolü çok daha önemlidir.

Son olarak şunu söylemek uygun olacaktır: Sınıftaki öğrenme-öğretme ikliminin ilkbahar günlerinin aydınlığı, serinliği ve güzelliğinde olması için öğretmenin pedagojik yetenek, hüner ve deneyimlerini ortaya koyması önemlidir.

 

 

Halil ARIK

Başmüfetttiş/ANKARA

Bilimin ve Aklın Aydınlığında EĞİTİM Dergisi

Haziran-Temmuz 2007

Yorum Yaz